Anasayfa / Sinema & Tv / Universiteye hazirlik

Universiteye hazirlik

Universiteye hazirlik

Mezun olan ogrencilerin tamami, ayni nitelikteki ozel dershaneler tarafindan ''ozel statulu ogrenci'' kaydiyla universitelere hazirlaniyorlar.

Bu ogrencilerin gittikleri dershane de Bursa'da pek unlu: ''Yesilirmak Dershaneleri'' ile Ozel Nilufer Lisesi arasinda cok ozel bir bag var. Bu bag, ''Fethullahci'' lik ortak paydasindan ayri olarak ''Silm Ozel Egitim Tesisleri AS'' de ortaya cikiyor. Ozel Nilufer Lisesi'nin sahibi konumunda bulunan bu sirketin yonetim kurulunda yer alan M. Ali Yayikci , ayni zamanda
''Yesilirmak Dershaneleri'' nin de sahibi. Silm Ozel Egitim hizmetleri AS, Bursa'da birbirleriyle ic ice gorunen bu kuruluslarin ana sirketi gorunumunde.

Ozel Nilufer Lisesi'ni yakindan taniyan bir egitimcinin su sozleri hayli anlamli: ''Liseyi bitiren ve dershanede universite sinavina hazirlananlarin tercihi, uc asagi bes yukari ayni. Hemen hepsinin tercihleri siyasal, hukuk ve sosyal bilimler dallarinda yogunlasiyor. Maddi durumu elvermeyen basarili ogrenciler, dini vakiflarin katkilariyla okutuluyor. Okulun ortaokul ve lise bolumlerine talep olaganustu. Ilkokul son sinif ogrencileri, bu gorusteki kisiler tarafindan ozel olarak taraniyor, basarili bulunanlar velilerinden izin alinarak Ozel Nilufer Lisesi'ne kaydediliyor.''

Yesilirmak Dershaneleri'nin Bursa'da bir ozel pansiyonu da bulunuyor. Yesilirmak Dershaneleri Ortaogretim Erkek Ogrenci Pansiyonu, Maksem Caddesi 46 numarada bulunuyor. Dershaneye devam eden, Bursa disindan gelen ogrenciler bu yurtta yatiriliyor. Bu yurdun sorumlusu da yine Mehmet Ali Yayikci.

Turkiye'nin cesitli illerinden gelen ve ''Fethullahci'' goruse sahip ogrenci ve egiticilerin barindirildigi kamp, Avsa Adasi'nin en sessiz ve sakin koyunda kurulu.

Kampin bulundugu koya hic kimse sokulmuyor. Gun boyu dini egitim ve karate dersleri verilen kampta duzen, egitimcilerin hoparlorlerden yayimladiklari komutlarla saglaniyor. On beser gun suren donemlerde, 200'u askin ogrenci kampta egitim goruyor. Ogrenciler, odalardan cikarilan somyalarin yerine konan doseklerin uzerinde yatiyorlar.

Kamp hakkinda Erdek Cumhuriyet Bassavciligi'na da suc duyurusunda bulunuldugu ogrenildi. Bunun uzerine harekete gecen Marmara ve Avsa Adasi'ndan sorumlu jandarma, ''Beyaz Saray'' adli kampa ani bir baskin duzenledi.

Soz konusu kampla ilgili olarak yaklasik 1 aydan beri yogun ihbarlar aldiklarini belirten Marmara Adasi Kaymakam Vekili Ahmet Ozen, ''Yapilan ihbarlarda cesitli ortak ozellikler mevcuttu. Kamp siki bir aramadan gecirildi. Ancak herhangi bir suc unsuruna rastlanilmadi. Arastirmalarimiz suruyor'' dedi.

Balikesir Valiligi'nden temmuz-agustos aylari icin ''Bursa Ozel Nilufer Lisesi Ogrenci Yaz Kampi'' adi altinda izin alinan, ''kus ucmaz, kervan gecmez'' bir yerde kurulan kampta ogrenciler, hicbir sekilde adaya inemiyor. Ancak iclerinden belirli kisiler, her gun ekmek ve gazete almak icin ada merkezine  ugrayabiliyor.

Kampta, Turkiye'nin cesitli yerlerinden gelen ogrenciler var. Erdek'ten Avsa'ya gunluk turlar duzenleyen Gazep Kaptan, Yildiz 1 ve Yilmaz Kaptan motorlariyla kamp merkezine getirilmisler. Her grup, baslarinda kendi hocalariyla geliyor. Hatta her grubun ascisi bile farkli. Surekli gida maddeleri depoluyorlar. Gezi motorlari, yiyecekleri getirdigi zaman ogrenciler sahilde siralanip elden ele vererek motele tasiyorlar. Ogrenciler, beser kisilik odalarda kaliyor.

Aksam yemeginden sonra ogrenciler bir salonda toplaniyor ve teypten vaazlar dinliyor, Kuran okuyorlar. Cuma namazlarini iclerinde gorevli birisi kildiriyor. Kampta gorevli, yaslari 25 ile 40 arasinda degisen kisiler tarafindan motelin bulundugu kisma kimse sokulmuyor. Kumsalin adeta parsellendigini belirten gorgu taniklari, ''Kumsaldan gecmek isteyenlere 'Kimsin, nereye gidiyorsun?' seklinde sorular soruyorlar. Sonra da 'Burasi dini bir kampa ait, gecmek yasak' diyerek geri ceviriyorlar'' seklinde konusuyorlar.

Ensar Vakfi

Kamptaki bazi ogrencilerin de ''Ensar Vakfi Haber Bulteni'' adinda bir dergiyi adada bulunan bazi cami imamlarina dagittigi ogrenildi. Ayrica kamp muduru oldugu ogrenilen Adem Demiralay ve Mustafa Sabuncu adli kisiler tarafindan dikkat cekmemek icin imamlara adadan bazi cocuklari ucretsiz kamplarina getirebilecekleri de soylenmis.

Kampa ogrenci aliminin Bursa'da ''Fethullahci'' gorus yanlisi Ozel Nilufer Lisesi yoneticilerinin organizasyonuyla yapildigi anlasiliyor. Soz konusu irticai egitim kampinin, Istanbul'da kurulu, yonetim kurulu baskanligini Tanju Zabun 'un yaptigi ''Zabun Turizm'' den bes yilligina kiralandigi ve Balikesir Valiligi'nden iki ayligina izin alindigi ogrenildi.

Tarikat pansiyonlari...

Kusadasi, Manisa, Fethiye yorelerindeki ''tarikat kamplari'' ni Cumhuriyet muhabirleri ortaya cikarinca, yobazlar birden ayaga kalktilar. Cumhuriyet'e, ''Cumhuriyetle yasit 70 yillik gazete'' suclamasiyla gercek yuzlerini saklamaya, ortmeye calistilar.

Bu kisiler koselerinde, ozel TV kanallarinda sik sik neler soyluyorlardi?

Soyle: ''Seriat duzenine dayali Islam devleti...''
 
'Cokseslilik' maskesi takiyorlar

1983 yilindan sonra ''tarikat pansiyonlari''nin sayisi hizla artti. Trabzon'dan Erzurum'a, Gaziantep'ten Denizli'ye, Afyon'dan Bursa'ya ve Balikesir'e dek bir ''tarikat agi'' kuruldu. Bunlar daha sonra ''vakif kimligine'' burunup ANAP iktidarinca da parasal olarak desteklendi.

Bu kisilerin uzaktan yakindan ''demokrasi'' ile iliskileri yoktu. Zaten bunu da acik secik her yerde soyluyorlardi. Kurulu duzeni yikip yerine ''ummetci bir toplum'' yaratmak istiyorlardi. Gazetelerin kimi donek Marksist kose yazarlari da bu kisilere ''canak tutuyor'' ; demokrasi, dusunce ozgurlugu ve cokseslilik adi altinda onlari sarip sarmaliyorlardi.

Turkiye'de izinsiz olarak egitim yapan ''yatili Kuran kurslari'' , 12 Eylul 1980 sonrasi ''Kurs ve Okul Talebelerine Yardim Dernegi Pansiyonu'' adi altinda calismaya basladi. Yaslari 7-15 arasindaki cocuklar, tarikat yoneticilerince orgutlu bir bicimde yurdun dort kosesinden toplanip pansiyonlara yerlestiriliyordu.

Burada tek amac vardi, o da suydu:

''Yoksul ailelerin cocuklari toplanacak ve onlar egitilecek...''

Tarikatlarin ogrenci yurtlarinda yatan bu ogrenciler (kiz ve erkek ogrencilerin pansiyonlari ayri ayriydi) gunduzleri okula gidiyor, aksamlari ise pansiyonlarda tarikat egitimi goruyorlardi.

1983 yilindan sonra ''tarikat pansiyonlari'' nin sayisi hizla artti. Trabzon'dan Erzurum'a, Gaziantep'ten Denizli'ye, Afyon'dan Bursa'ya ve Balikesir'e dek bir ''tarikat agi'' kuruldu. Bunlar daha sonra ''vakif kimligine'' burunup ANAP iktidarinca da parasal olarak desteklendi.

Unutmadan hemen ekleyelim: 12 Eylul'un cuntaci ve ustelik ''katiksiz Ataturk (!) pasalari'' , tarikatlarin malvarligina, yurtlarina el koymadi; onlari korudu, kolladi. Cunku tarikatcilarin onde gelenleri, o donemde cuntaci, Ataturkcu (!)
pasalarin pesinde ibrikle dolasiyor, ulkenin bolunmez butunlugu icin calisiyorlardi...

Evet iktidarda ANAP vardi ve tarikatlar bu partinin kuyruguna takilmislardi artik. Basta Icisleri olmak uzere tum bakanliklarda orgutleniyor, kurduklari dershanelerle askeri liselere siziyorlardi.

Ornek mi?..

Belki kimi okurlarimiz animsar Akyazili Vakfi'ni. Bu vakif, yurdun dort bir yonunden -ozellikle kirsal kesimden- yoksul aile cocuklarini toplayip getiren bir tarikat kurulusudur. Bugun Turkiye'nin pek cok yerlesim biriminde Akyazili Dershaneleri ve okullari ''orumcek agi'' gibi yaygindir.

1987 yilinda Izmir DGM'de ilginc bir dava basladi. Dinlenen taniklarin 23'u Maltepe Askeri Lisesi'nde ogrenciydi.

Iste saniklardan Mustafa Gonulal 'in o tarihte DGM tutanaklarina gecen ifadesi:

''Akyazili Dershanesi'nde 20 gun kadar kaldim. Bilahare kursu ikmal ettikten sonra Maltepe Askeri Lisesi'ne girebilmem icin saglik kurulundan gecerek rapor almam gerekiyordu. Once ozel bir klinikte muayene oldum. Belkemigimde bir ariza oldugu icin askeri liseye giremeyecektim. Ali Zeybek bizim din dersi ogretmenimizdi. Benim yerime bir baskasini muayeneye soktu. Benim belgelerim uzerindeki fotograflari, tanimadigim o kisinin fotograflariyla degistirdi. Tanimadigim kisi saglam ciktigi icin de ben Maltepe Askeri Lisesi'ne kaydoldum.''

1971 dogumlu Taner Dundar:

''Rapor almak icin Ankara'dan Izmir'e geldik. Hatay'da ilahiyat fakultesinin ust taraflarinda bir eve yerlestik. Burada bir ay kaldik. Bu arada baska evlere gidip geliyorduk. Belimden rahatsiz oldugum icin benim yerime Necdet Durmak adli kisi askeri hastanede muayene oldu. Bu kolayligi Ibrahim Belge yapti. Ayrica Ibrahim Belge, evde bulundugu sirada Said-i Nursi 'nin Risale-i Nur adli kitabini okuyarak bize aciklamalarda bulunuyordu. Sizinti dergisi ve bazi kitaplari okuyordu. Bu duzenin iyi olmadigini, Fethullah Hoca'nin sayesinde ileride bu duzenin degiserek yerine seriat duzeninin gelecegini soyluyordu. Bu arada yanimda Murat Bulut, Necdet Durmaz, Murat Altin ve Polat Cicek bulunuyordu.''

Turk Silahli Kuvvetleri bunyesindeki askeri okullara ''tarikat pansiyonlarinda'' yetistirilip sizdirilan 92 ogrencinin kaydi, yine 1987 yilinda haziran ayinda silindi...

Bizim tum bu anlattiklarimiz, ''cokseslilik'' maskesiyle ortalikta dolasanlara, kanli Sivas olaylarini yaratanlara sanirim isik tutuyordu. O nedenle de Cumhuriyet gazetesine karsi ayni cevrelerden saldiri geliyordu. Yobaz cevrelerin tek amaclari vardi. Artik bunu her yerde acik secik soyluyorlardi:

''Ataturk cumhuriyetini yikmak ve yerine seriat duzenini getirmek...''

Susacak miydik?..

24.7.1993.

Laiklik dusmanlari...

Adi ve adresi bizde sakli olan bir genc okurumuz, gonderdigi mektupta, ''kara irtica'' nin nasil boy attigini anlatiyor uzun
uzun. Okurumuz soyle sesleniyor: ''27 yasinda, Ankara Universitesi Ziraat Fakultesi'nden mezun bir ziraat muhendisiyim. Simdiye kadarki gozlemlerim sonucu, ulkemizin butunuyle Sivas'taki igrenc olaylara gebe oldugunu dusunuyorum. Koltuk sevdalisi politikacilarin, servet duskunu zuppelerin, emperyalist guclerin emellerine usaklik eden yavsaklarin katkisiyla, benligini yitirmis bir nesil yetistirilmistir...''

Okurumuz ''Onun icin'' deyip ekliyor:

''Saygi duydugum degerlere hakaret eden vatan hainlerini sikayet edecegim bir devlet memuru olmadigini dusunuyorum.
Ataturk'e sovme modasinin yasandigi, insani degerlerin ortacaga dondurulmek istendigi bir zamanda, bizim gibi dusunen genclere sizlerin sahip cikacaginiza inaniyoruz...''

Genc okurumuz, 1993 Turkiyesi'nde yasanan cagdisi olaylara deginiyor. Kisinin yasama hakkinin elinden alindigini; Sivas,
Basbaglar, Bahcesaray ornegiyle veriyor. Ardindan da seksenli yillarda yasadigi olaylari anlatiyor...

Soyle diyor okurumuz: ''Seksenli yillarda ogrenimini tamamlamis bir vatandas olarak, nasil bir ogrenim ve egitime tabi tutuldugumuzu, sizlere anlatmak istedim. Usak'in Esme Lisesi son sinifindayken Suleyman Tirtil ismindeki biyoloji ogretmenimizin, Ataturk'e dil uzatmaya basladigini duyduk. Bu sahis, bizleri universite sinavlarina hazirlik amaciyla Izmir'de Akyazili isminde bir dershaneye kayit ettirdi. Arkadaslarimin cogunlugu bunlara ait yurtlarda kaldi (yil 1984). Bir aylik kurs bitiminde otuz arkadasimizin, laiklik dusmani, seriat tutkunu bir tavir aldiklarini gordum. Bunlardan alti arkadas, imam-hatipten lisemize gelmisti: Ozellikle bu arkadaslarimizdan ucu, Ankara Universitesi Hukuk Fakultesi'ne, diger ucu de Siyasal Bilimler Fakultesi'ne kayit oldular. Ben ise Erzurum Ataturk Universitesi Ziraat Fakultesi'ne yerlestim. Daha ilk kayda gittigim gun, universitenin kapisinda beni bazi kisiler karsiladi. Ev kiraladiklarini ve yanlarina arkadas aradiklarini soylediler. Okula basladigimda, beni evlerine goturduler (Bu tip dini egitim veren ve Turkiye dusmani gencler yetistiren 50 adet ev vardi). Eve uyum saglayamadigim gerekcesiyle, beni Erzurum'da Selcuk adinda bir yurda yerlestirdiler. Bir aya yakin bir sure iclerinde kaldim. Fikirlerim uyusmadigi icin Kredi Yurtlar Kurumu'nda yurt cikar cikmaz yanlarindan ayrildim. Pesimi bir yil boyunca birakmadilar. Bu evlerde ve yurtlarda, ilkokullusundan universitelisine kadar insanlar kaliyordu. Gunde yedi saat Said-i Nursi diye bir yobazin fikirlerini ders olarak ogretiyorlardi. Bu evlerde kalanlardan universiteye gidenler, okullarina hic gitmiyorlardi. Sinavlardan sinavlara fakulteye ugruyorlar, diger zamanlarda bazi kisileri kazanmak icin faaliyetlerde bulunuyorlardi. Yakacak, yag, seker, peynir ve et gibi yiyecekler, toplu olarak Ankara'dan bazi bakanliklardan geliyordu. Devlet yurduna ciktigimda, gordum ki buralarda da ayni tip dusunceye sahip insanlar hakimdi. Bir Cumhuriyet, bir Milliyet gazetesini gizli okuyabiliyorduk. Universitenin yemekhanesinden baska, acik hicbir yer yoktu. Kantinlerimizin acilmasi icin rektorluge ve valilige muracaat ettiysek de actiramadik. Ramazanin besinci gunu, yemekhaneyi yaklasik 200 kadar kisi basti ve yemek yiyen arkadaslarimizi dovmeye basladilar. Polisler geldi, olay onlendi, fakat karakola goturulen arkadaslarin hepsi yemek yiyenlerdendi. 'Turkiye laiktir' diyen devlet adamlarina muracaatlarimiz sonucsuz kaldi. Gece sahura kalkmayan arkadaslarimizla birlikte her tur baskiya maruz kaldik. Ayrica sunu da soyleyeyim ki, fakultemdeki ozellikle arastirma gorevlisi ve doktorlar, ayni fikirde insanlar oldugu icin, sinav sorulari uc gun onceden muritlere dagitiliyordu.''

Okurumuz daha sonra, Ataturk Universitesi'nden Ankara Ziraat Fakultesi'ne yatay gecis yapiyor ve 1989 yilinda birincilikle mezun oluyor.

Ondan sonra?

Askerligini yapiyor. Universitede arastirma gorevlisi olarak kalmak istiyor. Ama cok zor. Cunku koktendinciler, ona ''gecit'' vermiyor. Sonunda bir kooperatife giriyor. Simdilerde Ege'de bir ilcede gorev yapiyor. Salihli'deki Bozdag Ogrenci Yurdu'nda, Korfez Dershanesi'nde neler olup bittigini anlatiyor uzun uzun. Kale Imam Hatip Ogrenci Yurdu'ndaki ''seriat tutkunlari'' nin calismalarini yansitiyor. Turkiye, ''irticanin karanligina'' dogru, hizla suruklenmek isteniyor...

Neredesiniz Ataturk devrimlerinin savunuculari; soyler misiniz, neredesiniz?

Bu yilginliginiz, bu sessizliginiz, bu korkakliginiz, bu umursamazliginiz neden?

Soyler misiniz?
 

'Sanki oyun oynuyorlar'

Nurculuk konusunda ''yuzeysel bilgilerle'' yapilacak bir degerlendirme; Nurcularin ve onlarin zamanin icinde gelisen turevlerinin kendi ilkelerinden uzaklastiklarini gosteriyor.

Modern gorunumleri altina gizledikleri din devleti amacina ulasmak icin her yolu mesru sayacak olcude siyasallasiyorlardi.

Oysa Nurculugun amaci ''imani kurtarmak, kalplere ilahi imani yerlestirmek ve katiyen siyasetle ugrasmamaktan ibaret'' sayilmisti. Islamiyetle siyaset arasina boyle bir sinir koyan Said Nursi, ozel konusmalarinda tedbiri elden birakmiyor ''siyasetin Islamiyete ait olabilecegini'' soylemekten kendini alamiyordu.

Fethullah Gulen kim? Bir emekli vaiz... Okullar, yurtlar, hastaneler, sirketler... Yillardir Gulen'in maskesini indiriyorduk!.. Ama kimseden 'tik' cikmiyordu... Erbil Tusalp , 9 Temmuz 1994 yilinda Cumhuriyet'te ''Din, Ticaret ve Siyaset'' baslikli yazi dizisinde 'Isik Evleri' ni anlatiyor, ben ise ''Fethullahcilari'' her gun koseme tasiyordum...

Peki tum bunlar yazilip cizilirken siyasal ve devlet erki ne yapiyordu? Medya neden susuyor, hic umursamiyordu? Sadece seyrediyordu...

Sahte saglik raporlariyla askeri liselere nasil ogrenci sokuluyordu, Akyazili Vakfi hangi amacla kurulmustu?

Ne demistik?

Medya susuyordu!

Herkes Fethullahci kesilmisti...

Ankara Gazi Ciftligi'nde bir ev, Kecioren'de Meltem Apartmani,Aydinlikevler'de bir kurs, Siteler Ulubey'de bir baska ev, Cebeci'de Nur Apartmani'nda, Istanbul Cengelkoy, Kadikoy, Cukurbostan, Topkapi, Gungoren, Bakirkoy, Bayrampasa ve Beyazit'taki evler ve kurslarda; Kayseri, Manisa, Aydin, Samsun, Eskisehir'de evler, yurtlar ve dershanelerde, ''Islami yasamak
isteyen'' insanlar uretiliyordu.

''Parasiz ozel kurslarda, derslerde ayri olarak ogrencilere dini egitim verildigi, namaz kildirildigi, zaman zaman Nur Risaleleri'nin okunup aciklandigi ve seriati ovucu sozler soylendigi, askeri lise sinavlarina girecek ogrencilerden bazilarinin imtihan yerlerine bizzat kurs gorevlileri tarafindan goturuldukleri, kendilerine imtihan suresince yatacak yer ve yiyecek saglandigi; kazanan
ogrencilerin saglik muayenelerinde curuk cikarak askeri liseye kayit haklarini kaybetmemeleri icin her yolu denedikleri, hatta muayene kagitlarindaki fotograflari degistirerek ve sahtekarlik yaparak, sakat ogrencilerin yerine saglam ogrencileri muayeneye sokup saglam raporu aldiklari; Izmir Maltepe Askeri Lisesi'nde ogrenimlerine baslamalarindan sonra bu ogrencilerle temaslarini surdurdukleri; hafta sonlarinda bunlari arkadaslariyla 4-5 kisilik gruplar halinde, belli yerlerden ozel arabalarla alip, Izmir'de Hatay, Balcova, Buca, Bozkaya ve Yesilyurt gibi semtlerde bulunan cemiyet mensubu kisilere ait evlere ve Basmane'deki... adli bir ticarethanenin ust katindaki odaya goturup onlara yemek yedirdikleri, video ve bilgisayar oyunlariyla hosca vakit
gecirmelerini sagladiklari, daha sonra da dini konularda filmler izlettirildigi saptaniyordu.

Orgutculuk oynuyorlardi

Sanik olarak yargic karsisina cikarilan 14 ''seriat kurbaninin'' savunmalarinda soyledikleriyse, cok daha korkunctu. Oyun caginda yatili ogrenci olmanin verdigi sikintiyla, orgutculuk oynayan cocuklar gibiydiler.

Gizli bulusma yerleri, son model arabalar, izleniyor olma heyecani, sir saklamanin hoslugu, birkac saat olsa da uniformalarindan kurtulma sevinci, kurslar, yemekler, videolar, elektronik oyunlar, sehirlerarasi yolculuklar, yaz kamplari ve yeni insanlarla bir arada olmanin cekiciligiyle oynanan ''bir oyunun'' icindeydiler. ''Izmir Devlet Guvenlik Mahkemesi'nin 13.12.1988 tarih ve 1987/86 esas, 1988/72 karar sayili karar ve Yargitay 9. Ceza Dairesi'nin 18.1.1988 tarih ve 1987/ 5315 esas, 1988/386 karar sayili onayi'' bunlarin ne anlama geldigini anlatiyor olsa da, kucucuk cocuklari bu ''karanlik oyunun'' icine batmaktan kimse kurtaramiyordu: ''Karnini dahi doyuramayan nice yoksul ogrenciler ortada dururken, her turlu ihtiyaclari devlet tarafindan
karsilanan askeri lise ogrencilerine kucak acip; onlari hafta sonu tatillerinde gruplar halinde degisik evlerde toplayarak yedirip icirip, atari, video gibi oldukca pahali elektronik aletlerle eglendirmeyi iyi niyetle yapilmis hayirsever bir faaliyet olarak izah etmek mumkun degildir. Askeri lise ogrencilerine hicbir maddi karsilik gozetilmeksizin yapilan fedakarliklarin mutlaka bir bedeli
olacaktir. Iste bu bedel de, davamiza konu olan illegal Nurculuk cemiyetinin fikirlerinin yayilmasi ve ileride devletin ust kademelerinde yetki ve gorev alacak genclerin Nurculuga kazandirilarak, nihai amaca ulasmada karsilasilabilecek bazi engellerin ortadan kaldirilmasidir.''

Yaslari 15-16 olan cocuklar, anlatilanlari elbette ilgiyle dinliyorlardi. A.S.'nin ''Said Nursi'nin yobaz olup olmadigi'' sorusunu, H.U., ''Yobaz olur mu, o kitap yazmis aydindir. Alay komutanligi yapmis bir kisidir'' diye yanitliyordu. On besinde koskoca adamlar, ulke sorunlarini tartisiyorlardi.

Sanik E.T., Salihli'den A.G. ile Soma'dan S.S.'yi, yaz tatilinde, Urla'daki bir kampa goturuyordu.

Yuzuyor, gunesleniyor ve soylesiyorlardi.

Kod adlari Osman, Erkan, Yakup, Fatih olan kisiler, Nur Risaleleri'ni okuyup acikliyorlar ve seriatin faydalarindan soz ediyorlar; herkesten kesin gizlilik istiyorlardi.

On altisinda buyuk askerler, ilan edilmemis bir savasi yasiyorlardi.

Kucucuk cocuklarin gelecekleri uzerinde oynanan bu acimasiz oyun, okuldan atilmalarla, yargilanmalarla ve cezaevleriyle sonuclanacakti. Onlari bu oyuna sokanlara ise bir dergiye yorum yazmaktan baska yapilacak hicbir sey kalmayacakti. Modern gorunumleriyle demokrasi postuna burunecekler; ''Askerin tanrisina yakarmasi serbest ama, tarikata girmesi yasak'' baslikli ucuz elestirileri, tarihin yargisina birakacaklardi. Kimi eline silah alip Allah askina oldurmeye baslayacak, kimi Nurculugun yeni karanlik yorumlarinda kosturacakti.

Anayasalari Kuran

Onlar basindan beri ''Kuran'dan baska anayasa'' tanimadilar. Ama simdilik yururlukte olan anayasada ''Belli bir inanc ve dinsel gorusu benimsemek, inanmak hakki; bu inanca bagli olarak, ibadet, toren ve ayin yapabilmek hakki; orgutlenmek ve cemaat olusturmak hakki; dinsel goruslerini aciklamak, ibadete katilmak hakki; devletten dinsel inanclarina saldirilarin onlenmesini isteme hakki'' gibi temel hak ve ozgurlukleri vardi. Madem anayasal haklariydi; o zaman bu haklarini, cami, kisla ve okul demeden her yerde kullanabilmeliydiler.

Oysa onlarin ''gormedikleri'' medyadaki yandaslarinin ''gostermek istedikleri'' kucuk bir ayrinti daha vardi. Tartismanin bu noktasinda susuyor, konusmuyor ve duymuyorlardi. ''Hic kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel duzenini kismen de olsa, din kurallarina dayandiramazdi. Siyasi veya kisisel cikar yahut nufuz saglama amaciyla, her ne suretle olursa olsun, din veya din duygularini yahut dince kutsal sayilan seyleri istismar edemez ve kotuye kullanamazdi.'' Seriat karsitlarinin bu haklari ''Islam modernizmi'' ya da ''devleti Islamla baristirma'' gibi dis kaynakli projeler arasinda ''gurultuye'' getiriliyordu.

Hem Nurcu hem de demokrat

Nurculuk konusunda ''yuzeysel bilgilerle'' yapilacak bir degerlendirme; Nurcularin ve onlarin zamanin icinde gelisen turevlerinin kendi ilkelerinden uzaklastiklarini gosteriyor.

Modern gorunumleri altina gizledikleri din devleti amacina ulasmak icin her yolu mesru sayacak olcude siyasallasiyorlardi. Oysa Nurculugun amaci ''imani kurtarmak, kalplere ilahi imani yerlestirmek ve katiyen siyasetle ugrasmamaktan ibaret'' sayilmisti. Islamiyetle siyaset arasina boyle bir sinir koyan Said Nursi , ozel konusmalarinda tedbiri elden birakmiyor ''siyasetin Islamiyete ait olabilecegini'' soylemekten kendini alamiyordu.

Nurculugun gunumuze uzanan, zaman icindeki izdusumlerinin ''inandiklari gibi yasamak'' adiyla sunduklari; inanc ozgurlugune dayandirmaya kalkistiklari politika, iste bu noktada gercek yuzunu gosteriyor. Said Nursi'nin inandiklarina ve onerdiklerine inaniyorlarsa, onun yolunu izliyorlarsa; siyaset bilimi acisindan demokrasi yanlisi gorunmeleri olanaksiz. Cunku ''Gercekten
Nurculuga gore devletin resmi dini bulunmali, hukumet seriatin koruyuculugunu yapmali, anayasa Kuran olmalidir. Devlet yonetimi de bir ulema heyetine birakilmalidir.
Bu bakimdan Said Nursi'ye gore laikligi ilke olarak koyan cumhuriyet anayasalari, seriat esaslarina aykiridir.''

Hem demokrasiden yana gorunup hem de Nurcu olmanin pratigi olmadigi gibi; bilimden yana Nurcu olmanin da gecerliligi yok. Cagdas olculeri benimseyen bir insanin, Nurcu olmasi olanaksiz. Cunku; ''Kendisinde insanustu yetenekler varsayan Said Nursi, kirk dakikada kitaplar yazmakta, gunde yuz para veya bir kurusla gecinmekte, yiyip icmeden yasayabilmektedir. Dogaustu guclerle donatildigini iddia ederken, 'Bir yasindaki bebeklerin bile kendi manevi varligini hissedip, kosarak ellerinden optukleri' ni belirtmektedir.''

Nurculugun bilimle iliskisinin olcusunu ''Nurcularla, 'fevkalbeser' bir kisi ve Ibn-i Sina'yi, Ibn-i Rust'u ve Farabi'yi geride birakan; bizzat muannit filozoflari hayretlere garkeden, bircoklarini imana getiren'' bir bilgin sayilan Said Nursi'nin kendi sozlerinden cikarmak olasi. O, ornegin elektrik, meteor gibi fizik ve astronomik olaylarin bilimsel aciklamasini dine aykiri buluyordu.
''Bunlarin hepsinin izahinin Kuran'da mevcut oldugunu'' soyluyor; bu aciklamalarin fizik kanunlarina gore yapilmasini ''Kuran'in kudretine ve hikmetine aykiri dusecegi'' saviyla reddediyordu.
Zaman zaman ''birlik beraberlik'' nutuklari atmalari, ''Turkluk-Kurtluk'' ayrimina karsi cikiyor gorunerek ''Buyuk Turk Milleti'' kurnazligina basvurmalari da inandirici olmuyor. Ustelik bu tutumlari Nurculuk ogretisiyle de celisiyor. Cunku Said Nursi, baskaldiri eylemlerine katilacak olcude bir Kurt milliyetcisiydi. Risalelerinde ''Ey Turkler ve Kurtler'' diye basliyor; ''Ulusal Kurtulus'u Islami kurtarmak'' kosuluyla destekliyor; Kurtulus'u ''Garplilasmak bahanesi altinda seairi Islamiye aleyhine bir cereyan'' olarak yorumluyordu. Boylesi goruslerle, oyun cagindaki cocuklari kandirabiliyor; oteki dunyanin umutlariyla gencleri kolayca yaniltiyorlardi. Yetiskinlerin uzattiklari oltayi ise, ''Vakif, dernek, kooperatif, dershane, okul'' gibi cikar iliskileriyle yemliyorlardi. Karsitlarinin siyasal terminolojisi ile tavladiklari entelektuelleri de ''Musluman aydin'' ya da ''Islamla barisma'' tuzagina dusuruyorlardi.

Seriat duzeni ozlemlerini gizlemek icin bin bir surat kiliginda dolasiyor olsalar da, amaclarindan asla vazgecmiyorlardi.

Kelebek gibi ucup, ari gibi soktuklari, 1993 yilinin subat ayinda, belgeleriyle bir kez daha ortaya cikacakti. Harp Okullari Yasa Tasarisi'ni gorusen, Turkiye Buyuk Millet Meclisi Milli Egitim Komisyonu'nda baslangicta her sey normal gidiyordu. Tasarinin harp okullarina alinacak ogrencilerle ilgili 37. maddesine komisyonda yapilan bir eklemeyle, okul kapilari imam-hatip lisesi mezunlarina aciliverdi. Demokrasinin dayanilmaz agirligi karsisinda daha fazla direnemeyen SHP ve CHP'liler, ANAP'li tarikatci Bulent Caparoglu 'nun eski bir pazarligi animsatmasina cok kizdilar. Caparoglu'na gore bu tasari Meclis'e ilk kez gelmiyordu ve daha once ANAP ve CHP arasinda gorus birligi saglanmisti. SHP'liler CHP Genel Sekreteri'nin ''Imam-hatipliler vali olabiliyorlarsa'' diye baslayan atagina komisyonda bir degisiklik onergesi ile yanit verdiler. Komisyonun SHP'li uc uyesinin imzasini tasiyan bu onerge ile tasaridaki ''fen kolu'' kosulunun yanina ''edebiyat kolu'' da ekleniveriyordu. Sosyal demokratlarin katkilariyla boylece, imam-hatiplilere ordu yolu aciliyor, takkeler sevincten havaya firlatiliyordu.

''Yuzde 99'u Musluman olan'' Turkiye'de siyasi partiler, ilkelerini rafa kaldirmislar, hicbir ayrim gozetmeden dindarlarin da, dincilerin de oylarina goz dikmislerdi. Sorun Milli Savunma Komisyonu'nda cozumlenecek, Islami duzen yanlilarinin Silahli Kuvvetleri ele gecirme istahlari kursaklarinda kalacakti.

Seriat ozlemlerine ''demokrasi gomlegi'' giydirmeye kalkisan sahte dindarlarin, seslerini cikaramayacagi bir baska belge de ''Tam 133 parca ekiyle, 38 sayfalik bir fezleke'' olarak elimizin altinda duruyor.

Devlete sizma calismalarina hic ara vermiyorlar, ordudaki orgutlenmeleri ortaya cikinca; kirli ellerini polise sokmaya calisiyorlardi.

Varligini yadsiyamadiklari ''Emniyet Genel Mudurlugu Polis Teftis Kurulu'' nun 28.8.1992 tarih B.05.1.BGM. 060.01/15-92 sayili fezlekesindeki kanitlar; Izmir DGM'nin yargi belgelerindeki kanitlarin aynisiydi. Olaylar, yontemler, vakiflar, evler ve dershaneler ''ozel adlarina'' varincaya kadar, buyuk benzerlik tasiyordu. Belgeler; askeri liselere sizmaya ve ordudaki orgutlenmeye maddi destek saglayan ''Akyazili'' markasinin; polis okullarina sizmak ve emniyet orgutune de el atmak icin de ''etkin bir kurum'' oldugunu gosteriyordu. Emniyet Genel Mudurlugu Istihbarat Daire Baskanligi'nin 10 Mart 1992 tarihli irtica raporunu ''PKK icin hazirlanmis'' bir belge olarak sunan din tacirleri; Emniyet Genel Mudurlugu Polis Teftis Kurulu Baskanligi'nin 28 Agustos 1992 tarihli fezlekesine de elbette Islami bir kilif bulacaklardi. Kendi cevrelerine ''Demokrasiyi uygulamaya kalkmak, Allah'a karsi harp ilan etmektir'' diyorlar; muritlerine ''demokrasiyi bir kufur duzeni'' olarak tanitiyorlardi. Sonra da ''inandigi gibi yasamak'' teziyle demokrasi kavgasinin icine sizmaya calisiyorlar; daha fazla demokrasi istiyorlardi. Islamin ''birey, hak ve ozgurlukler, esitlik, ulus, ulusal egemenlik'' konusundaki degistirilemez yargilarini unutturmak icin her turlu yalana basvuruyorlardi.

Yalanlarini ''Hurriyet yine carpitti'', ''Milliyet kiskirtmaktan vazgecmiyor'', ''Cumhuriyet basin ahlakini cignedi'' gibi saldirganliklarla ortebileceklerini sanarak, butun politikalarini yalana endeksliyorlardi. Bilgisayarinin basina oturup ''PKK icin hazirlanan bir raporu, hayali Fethullah Hoca orgutu icin hazirlanmis gibi gosteriyor'' diye yalan ve kin ureten Musluman yazar;
unlu Hocaefendi Hazretleri'nin ''dogrulugu ve hosgoruyu savunacagini'' soyledigi ''Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi'' nin kuruculari arasinda yer alacakti. Sonra da hep birlikte ''basinin icler acisi halinden'' yakinilacakti. Isi cok iyi biliyorlar, kilici cok iyi kusaniyorlardi, ama yalani caresiz bir ''kader'' olarak yasiyorlardi. Kuran'daki anlamiyla kaderin, ''olcu'' demek oldugunu bile
bilmiyorlardi.
 

Polis ve orduda orgutlenme

Sanik A.S. Fethullah Gulen'e bagimliligi ve sempati duyma iddiasinin asilsiz oldugunu; sanik R.K. Fethullah Gulen grubuyla ilgili bilgisinin gazetelerden okudugu kadar bulundugunu; sanik B.C. Fethullah Gulen grubundan tanidigi
kimselerin bulundugunu; sanik A.E. ise Gulen grubuyla bir irtibati olmadigini soyluyor. Polis Akademisi'ndeki ''marifetlerini'' de ortmeye cabaliyorlardi. Onlara gore akademiden atilan bir ogrenci, ''okulda namaz kilan insanlarin'' adlarini alt alta yazip bir senaryo duzenlemisti. Oysa simdi her biri ulkenin bir
kosesinde ic guvenlik orgutunun bir parcasi olarak calisan ''tanik polisler'' ifadelerinde urkutucu seyler soyluyorlardi.

Dindarlarin ''akla uygun olanin, dine de uygun olacagi'' inancini gozlerini kirpmadan kotuye kullanan dinciler, cennete giden yollarini yalanla dosuyorlardi. Ankara Polis Akademisi'ndeki ''marifetlerini'' de yalanla ortmeye cabaliyorlardi. Onlara gore akademiden atilan bir ogrenci, geri alinma umuduyla ''okulda namaz kilan insanlarin'' adlarini alt alta yazip bir senaryo
duzenlemisti. Oysa simdi her biri ulkenin bir kosesinde ic guvenlik orgutunun bir parcasi olarak calisan ''tanik polisler'' ifadelerinde urkutucu seyler soyluyorlardi. Sorusturma dosyasina 45 numarali ek olarak giren ifade, seriat yanlilarinin aldiklari yolun bir kanitiydi: ''Yukarida acik kimligi belirlenen ....., gunu saat 15.30'da mufettisligimize tahsis edilen Izmir Emniyet
Mudurlugu binasindaki yerde huzura alindi, usulune uygun olarak yemin ettirildi ve soruldu:

Polis Akademisi'nden 1991 yilinda mezun oldum. Bu ogrenim suresi icinde cesitli derslerimize degisik ogretim uyeleri geliyorlardi. Adi... olan ogretim uyesi ders konularini islerken bazi karsilastirmalar yapiyor ve Bati'dan alinan hukuk sisteminin dejenere oldugunu, Islam hukukuna dayanan Mecelle'nin ise seriat hukumlerini ihtiva ettiginden daha mesru ve hos oldugunu anlatiyordu. Adi... olan ogretim uyesi de Batililasmanin Turk sistemini bozdugunu soyleyerek harf ve kiyafet inkilabinin toplumu geriye goturdugunu ve kargasaya surukledigini; Farsca ve Arapcanin gecmiste, toplumu yucelttigini anlatirdi. Adi ... olan ogretim uyesi de bu hocamizdan geri kalmayarak ayni konulari islerdi, o da seriat duzenini ovucu konulara girer, ozellikle Turk-Islam
sentezini islerdi.''

Antalya Emniyet Mudurlugu'nde ... gunu saat 15. 00'te ''huzura alinan komiser yardimcisi...'' ise orgutlenmeyi soyle anlatacakti: ''Ben 1987 yilinda polis kolejini bitirerek polis akademisine girdim. Akademide derslere basladigimizda buyuk hayal kirikligina ugradim. Cunku okulda belirgin bir sekilde irticai faaliyet oldugunu gordum. 1991 yilinda akademiyi bitirdim. 1987-88 ve
1990-91 donemlerinde .... derslerine gelen .... adli ogretim uyesi verdigi orneklerle konuyu irtica duzenine getirir, yaptigi kiyaslamalarla onun ustunlugunu ispatlamaya calisirdi. Su andaki rejimle bir yere varilamayacagini belirterek Osmanli duzeninin daha iyi oldugunu anlatirdi. CMUK dersine giren hocamiz ise konularina vakif bir insandi. Seriat duzenine olan ozlemini dile
getirir, ogrencilere lanse etmeye calisirdi. Hukuk ve kriminoloji derslerine gelen ... hocamiz gordugum kadariyla ogretim uyeleri icerisinde en tehlikelisiydi. Cunku hicbir zaman dogru durust ders konularini islemez, tamamen seriat duzeninin esaslarindan bahsederdi. Ataturk ilke ve inkilaplarinin siddetli elestiricisiydi. Ders sirasinda gorusu dogrultusundaki ogrencileri on siralara oturtur, din ve seriat konularini acarak surekli onlarla konusurdu. Ogretim kadrosuyla ilgili bildiklerim bundan ibarettir. Okul
icerisinde, ogrenci kesiminden buyuk bir grup zaten bunlarin gorusu dogrultusunda hareket ediyordu. Gerek ogretim uyeleri gerekse okul idaresi, bu gorusteki ogrencilere daha toleransli davraniyordu. Okuldaki butun sorumlular dinci grubun icerisinden seciliyor, hatta okulu bitirdiklerinde de genellikle egitim ve ogretim kurumlarina yerlestiriliyorlardi.''

Taniklar, bir polis okulunda yasananlari anlatmakla kalmiyor, ulkenin baskentindeki kayitsizliga da deginiyordu.

Bilgiler dogru

Sanik olarak ifadelerine basvurulanlara gelince, hicbirinin ''Fethullah Gulen grubunu'' yadsimadigi, ancak tumunun ''bu grupla iliskiyi reddettigi'' goruluyor. Ornegin sanik A.S. Fethullah Gulen'e bagimliligi ve sempati duyma iddiasinin asilsiz oldugunu; sanik R.K. Fethullah Gulen grubuyla ilgili bilgisinin gazetelerden okudugu kadar bulundugunu; sanik B.C. Fethullah Gulen grubundan tanidigi kimselerin bulundugunu; sanik A.E. ise Gulen grubuyla bir irtibati olmadigini soyluyor.

38 sayfalik fezlekenin ''tahlil'' baslikli bolumu, insani bir kez daha dusunmeye zorluyor: ''Musteki Rafet Yilmaz gerek tarafimiza verdigi ifadede, gerekse kendi el yazisiyla yazdigi mektuplarda polis akademisi basta olmak uzere emniyet teskilatinin bircok ademesinde bulunan sahislarin Fethullah Gulen grubunun gorusleri dogrultusunda faaliyet gosterdigini aciklamistir. (Ek: 9-11)
Bu orgutlenmenin yapilanmasi, egitim faaliyetleri ve illegalitesi hakkindaki hususlarda itiraflarda bulunmustur. (Ek:9)

Rafet Yilmaz'in verdigi bilgiler isiginda itiraf ve mektuplardaki konular uzerinde tarafimizdan genis bir arastirma calismasi yapilmis ve ifadelerinin dogrulugu elde edilen belge ve tanik ifadelerinden anlasilmistir. Elde edilen bilgi ve verilere gore operasyona yonelik daha genis bir inceleme ve tespitin yapilmasi amaciyla, makamin emirleri uzerine konu Istihbarat Daire Baskanligi'na
aktarilmis, bu birinin yaptigi arastirmalarda da Rafet Yilmaz tarafindan verilen bilgilerin dogru oldugu saptanmistir. (Ek: 20-21).

Devletin temel nizamini dini inanc ve esaslar uzerine oturtmak amaciyla faaliyet gosteren ve stratejik amacina ulasmak icin bir orgut yapilanmasi icerisine giren, siyasal iktidari bir ihtilal hareketiyle ele gecirmek icin teorik ve pratik egitim asamasina giren bu orgutun temel hareket noktasi Said Nursi tarafindan kurulan ve onun cesitli fraksiyonlarindan biri olan Fethullah Gulen tarafindan organize edilmektedir. Teori, bir siyasi hareket icin gereklidir. Amaca ulasmak icin pratigin esas hareket noktasi olarak kabul edilir. Bu grubun nihai hedefi olan siyasi iktidari ele gecirmek amaciyla cesitli orgutlenme bicimlerine girdigi gozlemlenmektedir. Orgut icinde calismis Rafet Yilmaz'in da ifade ettigi gibi mevcut durumdaki amacin, hedefe ulasacak ve devlet kademesindeki belli kadrolara yeterli eleman yetistirmek oldugu ifade edilmektedir. Bu amacla, devletin varliginin temel koruyucu ve kollayicisi
olan emniyet teskilatinda da amaca uygun bir orgutlenmeye gidildigi musahede edilmektedir.

Tarikat yuvalari...

Kuyruklari sikisinca ne yapacaklarini sasirip saga sola saldirmaya kalkisiyorlar. Yillardir din ve inanc ozgurlugunu maske olarak kullandiklari icin, gercek kimlikleri ortaya ciktiginda ''saskin ordek'' gibi suya daliyorlar.

Aslinda hepsi zavalli. Kendi cikarlarindan baska bir sey dusunmuyorlar. Kuplerini doldurup geleceklerini garantiye aliyorlar. Kirgizistan'da ''dolar'' ve ''mark'' lari yiyip bitirip, saga sola ''hayir isleri'' yaptiklarini yayiyorlar. Ellerinde ibrikle bakan kapilarinda bekliyorlar.

Ama devlet icinde orgutluler. Birbirlerini kollamak birinci gorevleri. Egitimde kilit noktalara kendi adamlarini yerlestiriyorlar. Ozellikle ANAP ve DYP icinde kadrolasiyorlar.

Kim bunlar?

Tarikatcilar...

Akevleri Kooperatifi'nin eski baskani Suleyman Karagulle ''Islam ekonomi duzeni'' maskesi altinda bir ''seriat duzeni'' ni savunuyor yillardir. Zaman gazetesinden ''Komik Fehmi'' nin kayinpederi oldugunu da Cumhuriyet okurlari cok iyi biliyor.

Akevler Kooperatifi Yonetim Kurulu uyelerinden ve hakem listesinde yer alan (9.2.1987'de Izmir 2. Is Mahkemesi'ne verilen belge) Hira Karagulle (Suleyman Karagulle'nin oglu) su anda Kirikkale Universitesi Muhendislik Fakultesi dekanidir. Yine hakem listesinde yer alan Doc. Dr. Mehmet Tekelioglu, Celal Bayar Universitesi Muhendislik Fakultesi dekanidir. Naci Otmanboluk de su anda Balikesir Muhendislik Fakultesi dekanidir.

Bu kisiler yillarca Izmir 9 Eylul Universitesi'nde eski ANAP'li bakanlardan Ekrem Pakdemirli' nin olusturdugu makine muhendisligi bolumunde yuvalandilar. Yillarca ''tarikat'' iliskilerini burada surdurduler. Ataturk devrim ve ilkelerine, laik cumhuriyete karsi ogrencilerin beyinlerini yikadilar. YOK icinde dal budak saldilar, ''Gardropcu Ataturkculerle'' isbirligi yapip
12 Eylul'un ''cuntaci pasalarinin'' himayesinde filizlenip boy attilar.

Gunlerdir bu tiplerin gercek yuzlerini sergilemeye calisiyoruz. Kanli Sivas olaylarinin ardindan ne denli ikiyuzlu ve ''kani icici'' olduklarini ortaya koyuyoruz.

Tek korkulari var bu seriat ozlemcilerinin: Foyalarinin ortaya cikmasi. Biz de bu tiplerin ''gercek Musluman olmadiklarini'' , sagi olu dolandirdiklarini, topladiklari paralari yediklerini anlatinca da ''seylerini yirtip'' bagiriyorlar:

''Yalan dolan yaziyor Cumhuriyet gazetesi...''

Biz de diyoruz ki:

''O zaman bizi tekzip edin, mahkemeye verin. Ama once Amerika'dan, Almanya'dan, Suudi Arabistan'dan gelen mark ve dolarlari kimler gonderiyor, isimlerini aciklayin...''

Yanit veriyorlar:

''Hayir vermeyiz. Ancak hakem heyetine veririz...''

Turkiye'de bagimsiz adalet karar verir bu tur yolsuzluklara, hakemler degil...

Akevler Kooperatifi'nde magdur olan 14 kisinin avukati Ahmet Sahin, 1987 yilinda bu olayi nasil anlatmisti; bir kez daha animsatalim:

''Kooperatif, ortak olarak kabul ettigi kisilerin arsalarini el altindan satmistir. Ortaklar ev sahibi olmak icin girdikleri kooperatifte, arsalarinin gercek degerlerinden daha dusuk gosterilerek satildigini yillar sonra anlamislardir. Bir de garip bir hakem heyeti var kooperatifin. Yasaya gore eger ortakla kooperatif arasinda bir anlasmazlik olursa bunu soz konusu hakem heyeti cozecek. Gelin gorun ki bu hakem heyetinin tumu Akevler Kooperatifi'nin yoneticisi. Listenin basinda da Suleyman Karagulle var...''

Tuzaklarla dolu Akevler Kooperatifi'nin baglantisi egitime dek uzaniyor. Orgutlu okullar, ogretmenler, YOK icinde filizlenen ''kara irtica'' yardimci docentleri dekan yapiyor, profesorluge getiriyor.

Bikip usanmadan anlatacagiz bu tipleri...

Nasil orgutlendiklerini, gencecik insanlari nasil Ataturk ve laik cumhuriyet dusmani olarak yetistirdiklerini belgeleriyle, mahkeme tutanaklariyla sergileyecegiz.

Fethullah Gulen Hocaefendi'ye gelince...

Eski defterin sayfalarini tek tek cevirmeye baslayalim isterseniz. Bir de Ozel Yamanlar Lisesi'ne, Istanbul Fatih Lisesi'ne, Nilufer ve Serhat ozel liselerine bir bakalim.

Manisa'nin Spil Dagi'nda, Fethiye'de, Avsa'da, Bolu'da kurulan ''tarikat kamplari'' ni kimler yonetiyor, parasal kaynaklari nereden geliyor, bir arastiralim...

Iyi olur degil mi? 7.8.1993

Tarikat belgeleri...

Bu panik niye?

Tarikat okullarina iliskin haberlerin Cumhuriyet'te yer almasi seriatci cevreleri yeniden telaslandirdi. Uc gundur yerlerinde duramiyorlar. Aciklama ustune aciklama yapip kendilerini savunuyorlar. Diyorlar ki:

''Biz bolgedeki okuma imkani bulamayan zeki cocuklara cagdas egitim ortami saglamak amaciyla ozel erkek fen lisesi aciyoruz...''

Hangi amacla aciliyor bu ozel liseler? Yoksul, ama zeki cocuklarin okul giderlerini kimler karsiliyor? Ilkokulu bitiren bu cocuklar askeri liselere nasil sokuluyor? Bu okullarda okuyan cocuklara seriat duzeninin bir gun mutlaka kurulacagini kimler anlatiyor?

Istanbul Ozel Fatih Lisesi, Spil Dagi'nda kamp kuruyor. Istanbul'dan kalkip Manisa'ya gelmenin ne oldugunu bilmeyen yok. Ellerinde, Arapca yazilmis pankartlar. Sozde Spil Dagi'nda ders calisiyor ogrenciler. Istanbul'dan 500 kilometre otede kamp kurmanin ne demek oldugunu anlatmaya da gerek yok. Zaten Fatih Lisesi'ni herkes taniyor.

Bursa Nilufer, Ankara Samanyolu, Izmir Yamanlar, Van Serhat liseleri de ''ayni amacli'' ozel okullar. Elbet bu saydigimiz okullari Milli Egitim Bakanligi mufettisleri denetliyor. Ancak Milli Egitim Bakanligi'nin yoneticilerinin buyuk cogunlugu ''tarikatci'' ve onlarin korumasi altinda saydigimiz okullar.

Isterseniz bir ornek verelim:

Izmir Ozel Yamanlar Lisesi'nin binalari ''seriat yuvasi'' olarak adlandirilan Akyazili Dershanesi'nindir. Selale Ozel Egitim Yayincilik Ticaret Limited Sirketi, Akyazililar Dershanesi'nden bu binalari kiralamistir. Ozel Yamanlar Lisesi, Selale Limited Sirketi tarafindan yonetilmektedir.

Akyazili Dershanesi'nin Maltepe Askeri Lisesi'ne sahte saglik raporuyla ogrenci soktugu da Izmir DGM tutanaklarindan anlasilmaktadir. Ogrencilerin ifadesi ve iddianamede bu acik secik bellidir. O zaman anlasiliyor ki Selale Limited Sirketi'yle Akyazililar Vakfi arasinda organik bir bag vardir.

Fethullah Gulen Hoca'ya gelince:

Fethullah Hoca, 1975 yilinda Kemalpasa'nin Yigitler Koyu'ndeki ''Nurcu Kampi'' ni yoneten kisidir. O tarihte yakalanmis ve yargilanmistir. Yine Fethullah Gulen, ANAP icinde kimi eski bakan ve milletvekilleriyle siki iliski icinde olmustur.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!