| BAŞÖRTÜSÜNÜN ÇÖZÜMÜ YOK! |
Başörtüsünün çözümü yok! Evet, sonunda bu noktaya geldim. Hayır, son günlerde dozu iyice artan psikolojik savaş ve saflaşma halleri, sonsuz andıçlar, kapatma davası, yargı tartışması vs. sebebiyle değil! Perşembe bahsettiğim ‘Henüz Özgür Olmadık’ kitabında, bazı sorulara uzun zamandır aradığım cevapları buldum. Üstelik hiçbir politikacı veya Müslüman aydından duymadığım açıklıkta. Başörtülü olma halini, Zizek, Lacau ve Schmitt’e göndermeler yaparak anlatan bir sosyoloji mezunu, herkesin sorduğu meseleleri gayet net biçimde ortaya koymuş. İşte ‘laik endişeler’e ‘başörtülü cevaplar’: 1. KAMUSAL ALANDA BAŞÖRTÜSÜ İSTİYORLAR: Pek çok solcunun savunduğu tez, üniversitede başörtüsünün saçma, fakat kamu hizmeti noktasında bu yasağın anlamlı olması. Gerekçe; hizmet verenin vatandaşa eşit mesafede durması. Ancak başörtülü arkadaşlara göre bu bir tarafsızlık değil, düpedüz kandırıkçılık. Mantık şu: Başörtülü akademisyenin tarafsızlığını sorgulayan, yarın aynı sorgulamayı uzun sakallı akademisyenler için de yapabilir... Alevi, Ermeni, Kürt, eşcinsel, Müslüman, Yahudi herkes bu devleti temsil edebilmelidir. Bu ütopik ve had safhada romantik anlayışa göre, kamusal alanda kippalı da türbanlı da haçlı da görünebilmeli... Çünkü kamusal alanın “Allah’tan kurtarılmış bir bölge” ilan edilmesine karşılar. 2. ÇOCUKLARIN ÖRTÜNMESİ YASAKLANMASIN DİYORLAR: Geldik pek hassas ve sessiz kalınan bir noktaya... Türbanlı ablalar, bir kız çocuğunun kaç yaşında örtünmesi gerektiğinin sorgulanmasına acayip bozuluyor. Buradaki mantık da şu: Efendim, bir kızın başı açıklığı üzerindeki aile otoritesi sorgulanmıyor. Nasıl ki inanmayan bir aile toplumsal mahremiyet anlayışı çerçevesinde çocuğuna vücudunun belli kısımlarını örtmesini salık veriyorsa... Aynı şekilde Müslüman bir ailenin belli yaştan sonra çocuklarına İslami mahremiyet anlayışından bahsetmeye hakkı vardır! Bu anlayışa göre, örtünmede 18 yaş sınırlamasının getirilmesinin teklif edilmesi bile hakaret kabul ediliyor. Yani evet, muhafazakârlar ilk ve ortaokula türbanla gitmek istiyor. 3. EN MÜSLÜMAN BENİM AYRIMCILIĞI: Meselenin ne kadar çözümsüz olduğu, kitabın girişindeki bir mektupta yer alıyor: ‘...Başörtülüleri görmek bazıları için, bunca yıllık modernizm projesinin iflası olabilir. Bazıları için bu proje uğruna verdiği emeklerin, yani ezip geçtiği yığınların, bu anlamda işlediği ‘günah’ların hatırlanması işlevini görüyor olabilir. Tamamıyla seküler kavramlarla kurulu anlam dünyalarının içinde, ısrarla Allah’ın hatırlatılması, onunla karşılaşmak istemeyenler için bir öfke, tahammülsüzlük ya da en azından rahatsızlık kaynağı olabilir (...) Beni herhangi bir Müslüman olmaktan ayırıyor aslında başörtüm. Çünkü ben, imanımı girdiğim her yerde baştan ilan etmiş oluyorum’. İşte benim için sözün bittiği nokta bu! Örtünerek kendini başkalarından (herhangi bir Müslüman!) ayırdığının, yani ayrımcılığın en açık seçik ifadesi değil mi bu? O ‘mahrem’ tesettür halinin, başkalarına ‘Allah’ı ve günahlarını hatırlattığını’ söylemek, nasıl bir ruh halinin tekabülü? Demek ki mahrem bir şey yok, imanı ilan etmek derdi var. Eh o zaman, bütün o süslü argümanların ne anlamı kaldı? Kusura bakmayın da... Başörtülülere baktığımda aklıma hiçbir zaman Allah gelmedi! Mehveş EVİN Akşam,22.06.2008 |