'ALLAHÜEKBER, HUMEYNİ REHBER!'

'ALLAHÜEKBER, HUMEYNİ REHBER!'
‘Allahüekber,
Humeyni Rehber!’

Fatih Altaylı’nın programına çıkan kızların öykündüğü “İran Devriminin” sloganı bu: “Allahüekber, Humeyni rehber!”

Kevser Çakır/ Nuray Bezirgan, İran’a İslamcı rejim getiren militanlar gibi tıpkı, “Humeyni rehber!” sloganını şiar edinmiş; Atatürk mirasını reddediyorlar.

Türbanlı kızlar ne var ki konuştukça saçmalıyor…

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı hakkında serdettikleri bilgiler, bir cehalet ve slogan tarihçiliği örneği.

“Humeyni rejimine” ilişkin kullandıkları ifadeler de keza sanal bir kurgudan ibaret.

Kızlar ya söylemek istediklerini tam manasıyla açamıyorlar ya da hakikaten ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor ve ne dediklerini bilmiyorlar.

“Humeyni’nin nesini seviyorsun? İran’da baskı rejimi var!” diyor Altaylı.

Can alıcı soruya şu mealde bir yanıt geliyor:

“Canım efendim, Humeyni’yi sevmek için bugün İran’daki rejimi desteklememiz şart mı? Biz Humeyni’yi seviyoruz. Humeyni ile bugün İran’ı baskı altında tutan rejim farklı şeyler. Rejimin baskıcı olması, vaktiyle Humeyni’nin aynı görüşte olduğu anlamına gelmez...”

Kevser Çakır, Nuray Bezirgan gibilerinin “zihin haritalarını” tabak gibi faş eden böyle bir programa imza attığı için her şeyden önce Fatih Altaylıyı tebrik etmek gerekir.

Altaylı, dört dörtlük bir gazetecilik olayı gerçekleştirmiştir.

Ama bu “gazetecilik olayı” yarım kalmamalı...

Türkiyedeki İranlılar konuşsun...

Bugün Türkiyede 1 milyonu aşkın İranlı yaşıyor. Aralarında bize “Humeyni devrimini” ilk elden anlatacak olanlar mutlaka bulunur. Altaylı, bir sonraki programına konuk olarak bu kez de devrimi bilen ve doğrudan yaşayan İranlıları alsın. Ve hikâyeyi biz bir de İranlıların ağzından dinleyelim:

“Bugünkü rejim ne ölçüde Humeyni mirasıdır?” mesela...

“Baskı rejimi kazara devrimin raydan çıkmasıylamı oluştu, ilk günden bizzat Humeyni eliyle mi devreye sokuldu?”

“Devrim, İran’ı nasıl teslim aldı? Hangi dinamik ve mekanizmalar; ‘Yandım Allah!diye arkalarına dahi bakmadan ülkelerini terk etmeye zorlanan İranlıları yıllar yılı sürgüne mahkûm bıraktı?”

“Vatanlarının yanı başında, sınırın öte yanında sürgün yaşamak nasıl bir duygu? Otuz yıl önce terk ettikleri İran’la bugünkü İran arasında nasıl bir fark görüyorlar? Otuz yıl önceki İran nasıl bir yerdi? Bugünkü nasıl?”

“Otuz yıl öncesinin Türkiye-İran farkından hareketle, bu ülkelerden hangisi ileri gitti? Allahüekber, Humeyni rehber!kaderciliği mi ilerledi?Egemenlik ulusundur!iradesi mi? Karşılaştırmalı bir analizle karşımıza nasıl bir bilanço çıkar?”

“Petrol zengini İran ile benzeri bir şansa sahip olmayan Türkiye arasında günümüz ölçüleriyle yapılan bir ekonomik refah, insan hakları, kişi hak ve özgürlükleri kıyaslaması ne sonuç verir?”

“Muhalif bir İranlı, ülkesinde TV kameraları önüne çıkıp Ben Humeyniyi sevmiyorum. Tercihim Atatürkün çizdiği yoldur!diyebilir mi? Humeyni rehberliğindenherkes çok mu memnun? Memnun olmayanlar, düşüncelerini nerede, ne kadar ifade edebiliyor? İfade ettiklerinde neler oluyor? Başlarına ne tür şeyler gelebiliyor?”

Halep oradaysa arşın burada!

Böyle daha upuzun bir soru listesi çıkarılabilir

Aman canım bunlara hiç gerek var mı? Biz zaten bu soruların yanıtlarını biliyoruz, filan demeyin. Tarihi, bizzat tanıkların ağzından dinlemek; pervasızca araçsallaştırılan böyle bir “bilgi kirlenmesiyle” mücadele edebilmenin en etkili yolu.

Taa 17. yüzyılda yaşamış ünlü filozof Sir Francis Baconın o büyük, tarihi özdeyişini hatırlayın:

“Knowledge is power/Bilgi iktidardır!”

Karanlık Humeyni devrimine karşı, Cumhuriyet aydınlanmasının en güçlü dayanağı, bu tartışmayı artık açık açık yapabilmekten geçiyor.

Aslında Bacona filan da gitmeden; yazıyı Anadolu topraklarının bir Hoca fıkrasıyla bitirelim:

Palavracının biri, etrafına topladığı cahil cühelaya övünüp dururmuş: “Ben var ya ben, Halep’te olsam, şuracıkta hemen 60 arşın atlardım!” Oradan geçmekte olan Nasrettin Hoca lafa girmiş: “Ne duruyorsun? Hadi atlasana!”

O dakikaya dek desteksiz sallayan adam: “Ama Halep’te olsam atlardım!” deyince Hoca duramamış: “Amma da ettin? Halep oradaysa arşın burada!”

Nilgün CERRAHOĞLU

Cumhuriyet,14.06.2008


Yorum Yaz